MARAŞ MASALLARI: KALBİN DİLİ, ZAMANIN SESİ

 

Maraş, Anadolu’nun bereketli topraklarında, zeytin ağaçlarının gölgesinde gizlenmiş, efsanelere konu olmuş şehirlerden biridir. Bu şehrin masalları, yıldızlarla süslü gecelerin altında, atalarımızın dillerinden dökülen sihirli kelimelerle şekillenmiştir.

 

Maraş masalları, kahramanların destansı yolculuklarını, aşklarını, kayıplarını ve zaferlerini anlatır. Bu hikâyeler, gerçek ile hayalin, gözle görülen dünyanın ötesindeki sırların arasında dans eder. Maraş, tarihin tozlu sayfalarından süzülüp gelen, zengin kültürel mirası ve masallarıyla büyülü bir coğrafyadır. Anadolu’nun kalbinde, nice masalları nice hikâyeleriyle zamanın ötesine yolculuk eden bir hazinedir.

 

Maraş masalları, sadece geçmişin değil, aynı zamanda insan ruhunun derinliklerinin de bir yansımasıdır. Bu masallar, metaforlar ve imgelerle dolu… Şairlerin daha dünyaya geldikleri günden itibaren muhayyilelerine bir buse kondurmuştur. Herkesin sorduğudur; neden Maraş’ın şairleri çoktur? Çünkü beslendikleri kaynak arı, duru, passız, issiz tertemiz ve aydınlık bir zihin dünyası kurar da ondan. Masalların dilinden süzülen imgeler, Maraş’ın doğasını, tarihini ve kültürünü canlandırır. Dağların arasında gizlenmiş, ejderhaların bekçilik yaptığı kayıp krallıklar; aşk için çölleri aşan sadık sevgililer, büyülü güçlere sahip dervişler... Her biri, Maraş’ın dokusunu oluşturan renkli ipliklerdir.

 

Edebiyatın ışığında Maraş’ın kendine has metaforları vardır. Maraş masallarındaki metaforlar, yaşamın özünü ve insan olmanın karmaşasını ele alır. Bir çınar ağacının gölgesinde yapılan bir sözleşme, aslında dostluk ve sadakatin simgesidir. Uzak dağlardan gelen bir rüzgâr, değişimin ve yenilenmenin habercisidir. Gecenin karanlığında parlayan bir yıldız ise, umudun ve yol göstericiliğin işaretidir.

 

Masallar ki uzun yaz gecelerinde damlar üstüne serili yataklar içinde yıldızlar altında dinlenen bir gökyüzü serenadı gibidir. Seslendirmek ya ninelerin yahut da anne babaların nasibi olmuştur. Bu masallarda, hayalleri iyileştiren varlıkların adı kimi zaman “goncoloz” dur. Kimi zaman ‘‘ecinni’’… Ve olaylar, insan ruhunun derinliklerine dair soruları gündeme getirir. ‘‘Kara böcüğün küllüğe düşmesi’’ masalı bunca vakittir kim dinlediyse onu çileden dertten kurtaran. Ona davranış öğretendi.

 

“Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik, bir de baktım ki bir arpa boyu yol gittik.” diye devam eden masallarda o arpanın boyu ne kadardı bilinmez ama bu masallar biz dinleyicilere ne tarlalar ne gök ekinler gezdirip getirir, nasibimizde güzellikler yetirirdi. Bir dervişin tek bir kelimeyle denizi yarabilmesi, sözün gücünü ve bilgelikle gelen yetenekleri temsil ederken bilge ruhlar büyütürdü. Çünkü nice kez okunan Hazreti Ali Cenkleri değmiştir Maraşlı ninelerin dedelerin dimağına. Masallar altın çağlarına yeni çağlar eklemiştir. Battal Gazi yiğitlikleri okunurken dilden dile ritmik bir hareketle bir “hû” tavrı dinleyen herkesin içindeki musikiyi beslemiştir.

 

Masalda kahraman kimdir Maraş’ta? Bir Maraşlıdan başkası olabilir mi hiç. Yiğit kimse o’dur. Cengâver o’dur, sözünün eri o, adaş olan o, yoldaş olan o. Aşkın, dağları delip geçebilecek kadar güçlü olduğunu anlatan “Padişah kızı” masalı ise en zorlu engellerin bile gerçek sevgiyle aşılabileceğini hatırlatır. Rahmetli sultan valideciğim Nurdan Hanım’ın dilinden ne çok severdim o masalı. Bir daha bir daha anlat dediğimdir. O da ninesine defalarca anlattırdığını söylerdi. Etme bulmanın masal olmuş hâli bu olsa gerek.

 

Bir güçlü özellik olarak söylemeliyim ki; Maraş masalları, evrensel temalarla yerel motifleri harmanlar. Bunu şiirle karışık aşkla yapar. Yağmurla karışık kar gibi. Bu masallar, sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın hikâyesini anlatır. Bu masallar, kuşaklar boyu süregelen bir bilgelik ve tecrübenin ürünüdür. Onlar, insanın doğa ile olan ilişkisini, aile bağlarını, ahlaki değerleri ve hayatın anlamını sorgular.

 

İşte bu yüzden Maraş’ta ilk mektebin hocaları evlerde masalları anlatanlardır. Not kırmazlar en yüksek notları o masalları usla dinleyenler alır. Sonrası mı? Sonrası gökten düşen o elmaların haddi hesabı yoktur. Sonu olmayan nice masallar nice hikâyeler vardır. Ben de dinledim. Uzun yaz gecelerinde başlayan o hikâyenin adı “Ağlatan Ağacın Hikâyesi'ydi.” Değil ben, benden üç büyük ablam bile doğmamıştı o hikâye başladığında. Hikâyenin başlangıcı bile bir hikâyeydi. Anlat deseler anlatamam. Çünkü o hikâye her akşam arkası yarın gibi anlatanın hikâyeye eklediği yeni bir hayal gücüyle kâh masala döner, hayal içinde eklediği bir hayal gücüyle yürür ve merak üstüne merak kondururdu. Rahmetli babacığım Haydar Bey’in bıraktığı yerden sonraki akşam rahmetli babaannem Hazinedaroğlu Hatice Hanım alır dinleyen hepimizi yerden gökten gezdirir, dağlara taşlara tırmandırır, yiğit kuşağı kuşandırır ova indirirdi de daha ertesi akşam devam eden rahmetli amcam denizin dibinde gezdirir, inci mercanlar toplatır, yıldıza çıkarırdı da ertesi güne kalan kahramanın ne yapacağını kimse kestiremezdi. Onlar anlatırlarken kalbimiz çarpar, ruhumuz kelebeklenirdi.

 

Ertesi gün neler olacaktı? Kim bilebilir ki? Masalın kahramanını kim ele alırsa o istediği yere götürür istedikleriyle buluşturur ve kahramanını söyletirken şaşırtırdı.

 

Sonrasını yine kimse kestiremezdi. Ne talihliydi o masal kahramanları, anlatanlardan bile çok ömürlülerdi. Benim dinlediğim o masal benim bildiğim otuz yıldır anlatılagelmişti.

 

Edebi ve metaforlarla dolu bu masallar o dönemde gönül sayfalarına yazılırlardı. Sonraki sayfalar, Maraş masallarının sadece birer yansımasıdır. Bu hikâyeler, okuyucuları, kendi iç dünyalarında bir yolculuğa çıkarmak ve yaşamın gizemlerine dair yeni kapılar açmak için bekliyor şimdi hepimizi. Birileri anlatsa da yeniden dinlesek… Maraş masalları, zamanın ötesinden gelen bir çağrıdır; her bir kelime, bizi daha derin bir anlayışa, kocaman bir dünyaya, bir başka evrene taşır yeri geldiğinde.

 

Bir keresinde Rasim Özdenören Ağabey ile Maraş’ta buluşmuştuk. Konakladığı mekânda kendisinin daveti üzerine icabet ettiğimde sabah kahvesi eşliğinde uzun bir sohbete başlamıştık. Maraş sevdası başlı başına bir masaldır ya zaten. Bana ninesinin kendisine anlattığı bir masalı anlatmaya başladı. Masalın öyle bir yerine gelmişti ki ben de heyecanla bildiğim masalın o bilindik ifadesiyle: “Ecik bir gözüm açıldı” demiş! Diye tamamlayıvermiştim. Nasıl da şaşkındı. "Sen dedi nereden biliyorsun bu masalı? Size kim anlatmıştı bunu Ağabey." dedim. "Ninem." dedi. Bana da benim ninem anlatmıştı. Onlara da kendi nineleri… Öyle işte. Maraş masalları kelimesi kelimesine harfi harfine dilden dile ahlak öğretisi olarak mı dersiniz, şiirsel bir akış mı dersiniz, hâl hatır yahut tavır mı dersiniz işte hepsi onlarda var idi. O masallar ki, anasının babasının beşiğini tıngır mıngır sallayanların anlatısıydı.

 

O masallar ki minare gölgesini, davul tozunu getiren olmazlıkların imkanlı hâliydi. Bu masallardaki her bir kelime, daha büyük bir hayranlığa ve insan olmanın temel özüne doğru çeken bir adımdır. Bu masallar, geçmişle geleceği, bilinenle bilinmeyeni, gözle görülen dünyayla iç dünyamızın derinliklerini birleştiren sihirli cümleler harmonisidir. Maraş’ın sessiz şarkısı gibidir. Melodik ve imgesel yönü güçlüdür. Maraş masallarının melodisi, sessiz bir şarkı gibi, kalbin en derin köşelerinde yankılanır. Bu şarkı, atalarımızın yaşadığı sevinçleri, hüzünleri, umutları ve hayal kırıklıklarını fısıldar. Her nota, bir zamanlar yaşamış insanların ruhundan süzülüp gelen bir özlemdir. Bu masallar, toplumun belleğinde saklı kalan bir kültürün, tarih boyunca nasıl şekillendiğini ve evrildiğini anlatır. Maraş masalları, kültürel mirasımızın korunması ve gelecek nesillere aktarılması açısından paha biçilmez bir değere sahiptir.

 

Bu hikâyeler, bu masallar dilimiz, inançlarımız ve geleneklerimiz üzerinden kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gidebileceğimizi keşfetmemizi sağlıyor. Hem de hâlâ… Edebiyat ve sanat aracılığıyla bu masalları yeniden canlandırmak, hepimizin tabii vazifesidir. Maraş’ta toplumsal hafızamız nasıl güçlü kalıyor zannediyorsunuz? Kültürel çeşitliliğimizse bu masalların zenginliğini kendi rekoru içinde kutlayıverir.

 

Şimdi benim en öncelikli hayalimden biridir: Maraş’ta bir masal köyü kurmak... Bir de şiir- edebiyat köyü… Olmaz mı? Olacak elbet. Maraş masallarında olmayacakların bile olduğunu öğrendik biz. Neyse bu dileğimiz bir masal içinde burada dursun. Var varanın sür sürenin içinde tez vakitte olacağı güne dek beklesin. Kahramanı kim derlerse, ilk duyanlara şimdiden diyeyim; masal perisi inci desin. Âmin.

 

Maraş masalları, bize insan ruhunun evrensel hikâyesini, sevginin, cesaretin, kaybın ve umudun öyküsünü anlatır. Evelâhir’de bu birkaç sayfada Maraş’ın büyülü dünyasına açılan bir kapı aralamak istedim. Hepinizi, bu eşsiz diyarın derinliklerine, zamanın ötesine, kalbin en saf duygularına doğru bir yolculuğa çıkarmak istedim. Maraş masalları, kültürümüzün canlı bir parçası olarak hem geçmişin hem de geleceğin sesidir.

 

Masallarla tazelenelim. Herkesin birdenbire büyüdüğü şu dünyada çocuk kalsın hep bir yanımız. Ne dersiniz? Bir masal biter Maraş’ta bir diğeri başlar. Ben bütün Maraş masallarının kendine has giriş sözleriyle bitirmek istiyorum sözümü:

 

Bir varmış bir yokmuş!

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde

Develer tellal iken pireler berber iken

Cinler cirit oynar

Eski hamam içinde

Ben anamın babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken

Anam düştü eşikten babam düştü beşikten

Dedemin bıyyığıı vız bile demedi!

Anam kaptı maşayı,

Babam kaptı meşeyi

Dönerdiler köşeyi

Attım kendimi dışarı

Vardım hemen pazara

Bir at aldım dorudur diye

Ulu caminin minaresini soktum belime

Borudur diye

Kaleye bir tepik vurdum

Geri dur diye

Çukur hamamın kubbesini başıma giydim

Kavuktur diye

Kaleden top attılar topladım gülleleri

Darıdır diye

Tozu dumana kattım

Ahır Dağına yettim

Yakalandım delidir diye

Babamdan haber geldi

Huyudur diye

Bereket inandılar tutup beni saldılar

Az gittim uz gittim

Dere tepe düz gittim

Var varanın sür sürenin

Destursuz bağa girenin

Dayak yemesi çok olurmuş

Dolanı dolanı gelir karşı dağın yılanı

Nerden uydurdum şimdik ben bu kadar

yalanı…

O yalan, bu yalan!

Deveyi yuttu bir yılan

Bu da mı yalan?

 

İnci Okumuş

 

Evelâhir Sayı - 20