MARAŞ’TAN BİR OĞUZ PAKÖZ GEÇTİ
Aslında ben 6 Şubat depreminde kaybettiğimiz Oğuz Paköz için ilk yazımı Alkış dergisinin kendisi için çıkarılan özel sayısında yazdım (www. alkisdergisi.com.tr). Burada beni en çok üzen, daha 2022 Aralık ayında Doğan Arık ve Şaban Sözbilici beylerle konuşup yaşarken Oğuz Bey için özel sayı yapma dileğimizin ve bizim için önemli kişileri hayattayken mutlu etme isteğimizin yaşadığımız büyük depremle yine ölümünden sonra anmaya dönüşmesi oldu. Ancak takdiri ilahi, artık yapacak bir şeyimiz yok maalesef.
Evelâhir dergisinin editörü sevgili Ömer Yalçınova beni arayıp Oğuz Bey’i anlatan bir yazı yazmamı isteyince Evelâhir dergisi okurlarına da bizim hayatımızı çok yönlü etkileyen Oğuz Bey’i tanıtmak görevini üzerimde hissettim.
Oğuz Bey denilince ilk aklıma gelen babacan tavrı, her daim gülen gözleri ve hep birilerine bir şey anlatma isteğidir. Çünkü yolda karşılaşıldığında bile ayaküstü de olsa ondan bir şey öğrenilir, o anki gündem ne ise hemen bilgilendirir ve en güzel olanı ise bunu herkese yapardı. İlk yazımda Oğuz Bey’le olan bağlarımın en duygusal cümlelerini kurduğumdan ben o yazıyı ağlamadan okuyamıyorum. Oğuz Bey’in kızları sevgili arkadaşlarım Aslıhan, Neslihan ve İsmihan da bana böyle hissettiklerini anlattılar. Çünkü o yazımda kendisinin insani taraflarını ve duygusal yönlerini anlatmak nasip oldu. Bu depremde çok sayıda insan kaybetmiş olmamıza rağmen beni en çok etkileyen kayıplardan birisi Oğuz Bey, yaşarken hayatımda bu kadar yer ettiğini anlamıyormuşum ama o küçük dokunuşlarıyla bende hep derin izler bırakmış. Bu arkadaşlığı hızlandıranlardan birisi de Doğan amcanın beni ve kardeşim Ferit’i Alkış dergisinin yönetiminde görmek istediklerini söylemesi oldu. Çünkü Anadolu’da yirmi iki yıldır aralıksız çıkan ilk ve tek dergi olma unvanına sahip Alkış dergisinin yazar, şair ve gönül dostları her ayın ilk cumartesi günü saat 14.00’te rutin toplantılar yapıyordu ve bu toplantılara katılmak en azından ayda bir, iki-üç saat süreyle Oğuz Bey’i görmemizi, ondan bir şeyler öğrenmemizi sağlıyordu. Dergide yazı ve şiirleri yayınlanan arkadaşların katıldığı toplantıya genelde Oğuz Bey moderatörlük ediyor, belirlenen gündem üzerinde herkes sırasıyla söz alıyordu. Maraş’ın kültür ve sanat ortamı o toplantılarda bir araya geliyor, yeni basılan kitaplar hakkında konuşuluyor, şiirler okunuyor, türküler söyleniyordu. Türkülere eşlik eden Oğuz Bey’in gür sesini duyunca biz de Ferit’le birlikte türküleri söylemeye çalışırdık. İşte o toplantılara katıldıkça Oğuz Bey’in Maraş kültürüne katkısını, Maraş topraklarına sevdasını daha net görebildim. Hatta uzaktaki arkadaşlarıma Maraş’ı anlatırken en sık kurduğum cümlelerden birini yine Oğuz Bey’den daha mimarlığımın ilk yıllarında öğrenmiştim: “Hani Anadolu için Asya ve Avrupa kıtalarını birleştiren bir köprüdür diyoruz ya Maraş da Anadolu’da dört coğrafi bölgede toprağı olan tek şehirdir. Bu yüzden iklimi farklıdır, doğası çeşitlidir ve Maraş’ta 2500 çeşit endemik bitki bulunur.”
Oğuz Bey’in her konuyu öğrenme alışkanlığı Şaban Bey’in yazısından okuduğuma göre ta çocukluğuna dayanıyor. Oğuz Bey gezerek öğrendiklerini ve yaşadıklarını önce yerel gazetelerde yazmış, ilk kitabı Kılgı 1998 yılında basılmış. Onun kitaplarından, 2000 yılında basılan Var Varanın beni en çok etkileyenlerden birisidir. Babamın anlattığı Keloğlan masallarıyla geçen çocukluğumun anısına bu kitapta şiirselleştirdiği Keloğlan masalını kendim okumakla kalmayıp ofise bizi ziyarete gelen bütün arkadaşlarıma çok uzun zaman yeniden yeniden okudum. Bu şiirin;
“Bir ulak karşı çıktı
Bizi orda durdurdu
“İletiniz var” dedi
Biz dedik ki ulağa
Bizi nasıl bildiniz
Burda bile buldunuz
Evren ne denli darmış
Haydi seslice oku
İçinde ne yazarmış
Dedi: “Yazar burada
Çörekler Keloğlan’ın
Değirmenci kim ola
Mal bakıp güdenlerin
Yol bilip gidenlerin
İş bilip yapanların”
mısralarındaki gibi bu masalda geçen kelimelere, Türkçe kelime kullanmaktaki özenine ve bu uzun masalı anlatırken yaptığı mübalağalara olan zaafımla hem Keloğlan’ı hem Oğuz Bey’i okuduğum herkese daha da uzatarak anlatmaya çalıştım. Kendisi yazma serüvenini “Kendi kendime dedim ki sen bildiklerini yaz da bari senin bildiklerin yitip gitmesin. Hiç olmazsa onları olsun aktarıver genç kuşaklara.” cümlesiyle anlatırken gerçekten de tam dediğini yapmıştır. Ve yayınladığı bütün kitaplar yeni neslin geçmişiyle bağını güçlendirmektedir. Bunun yanı sıra gündemi takip eden tarafı, dünyayı etkileyen covid günlerinde Tatlı Küçük Canavar kitabını hazırlayıp yine bize salgının bilmediğimiz, fark edemediğimiz taraflarını öğretti. Zaten bence Oğuz Bey’i her daim hatırlatacak olan geride bıraktığı hatıraları, yazıları, yayıncılığı, Alkış dergisi ve eserleridir. Öyle içten, öyle samimi bir hayat yaşadı ki Oğuz Bey hem yaşattıklarıyla hem bize bıraktıklarıyla hiç unutulmayacak. Bir kez daha Oğuz Bey’i, Çiğdem Hanım’ı ve sevgili Çağrı’yı rahmetle anıyorum. Aslıhan, Neslihan ve İsmihan hayatımda olduğunuz için sizlere de teşekkür ediyorum.
Funda Birsen
Evelâhir Sayı - 19